Arzu Özköse – Ortasında Bitiveren Aşk

•Mayıs 1, 2009 • Yorum yapın

Büyük İskender: “Tarihçilerim ben nasıl istersem öyle geçirirler bunu kayda, şimdi tarihin seni nasıl yazacağı tamamıyla sana bağlı Targıt, bunu anlıyorsun heralde.”

Targıt: “Tarih bazı gerçekleri yanlış da yazsa, olmuş olanın ruhu hiçbir zaman kaybolmaz, bir gün bir yerlerde mutlaka yansıma bulur.” (sf. 27)

“Çocukluğumun o balta girmemiş bilinç altını son zamanlarda olanca gücümle keşfe çıktım. Evet olanca gücüm diyorum, çünkü çocukkken içimizdeki büyüme tutkusu o kadar baskın oluyor ki, o yıllarda bu bahçeden çıkar çıkmaz ibr daha arkamıza dönüp bakmamacasına kaçıyoruz oradan. Oysa ki büyüyen bizler ya da düşünceler değil, o bahçede kalan ve bakıma muhtaç duygularımızın oluşturduğu dikenli çalılar ve istenmeyen otlar. Bu güzellikten uzak botanik bahçesinin bitkileri sadece fiziksel olarak büyüyen ve gelişen vücudumuzu öylesine sarıp sarmalıyor ki, yeni benliğimizde hiçbir duygunun kendi saflığı ile gelişmesine izin vermeyecek bir hal alıyor.”

Amin Maalouf – Léon l’Africain

•Nisan 26, 2009 • Yorum yapın

“Böyle korkak olma. Çocukken büyüklerin giz olarak sakladıkları şeyler söylemedin mi hiç? Onlar gerçeklerdi, sen haklıydın.
Kendi içinde o çocukluğu bulmalısın. Çünkü o çocukluk günleri gözüpeklik günleriydi.”

“Varsıllık ve güç sağduyunun düşmanıdır. Bir buğday tarlasında kimi başakların dik durduğunu, kimilerinin de boyun büktüğünü görmüyor musun? Dik duranların içi boştur. Öyleyse alçakgönüllülüğü elden bırakma.”

“Sevgililer sık sık elele tutuşurlar ve gelecekteki mutluluklarını düşlerler. Fakat elleri birbirlerine kenetlenmiş ve düşleri bir tek olursa, mutlulukları hiç mi hiç daha büyük olamaz, hep aynı kalır.”

“AŞK bir kuyunun kıyısında susuzluktur.”
“AŞK çiçektir, meyve değil.”

Endülüs’te kültürel etkinlikler çoktu: bu etkinliklerin ürünleri olan kitapların sabırla yapılan kopyaları, Çin’den Uzak Batı’ya dek öğrenim görmüş kişilerin ellerinden düşmüyordu.

Sonra insanların ruhsuzlaştığı, kalemlerin kuruduğu dönem geldi. İnsanlar kendilerini Frenkler’in düşüncelerine ve geleneklerine karşı korumak için ‘Gelenek’i bir kale yapıp, kendilerini bu kaleye kapattılar.

Granada artık yalnızca yetenekten yoksun, korkak taklitçiler yetiştiriyordu.”

“Müslümanlar, suskunluk, korku ve tekdüzeliğin, ruhlarını karartmasından ötürü güçlerini yitirmişlerdir.”

“Sık sık cenaze törenlerinde, kadın olsun erkek olsun, insanların ölümü lanetlediğine tanık oluyorum. Fakat ölüm ulu tanrının bizlere bir armağanıdır.

Armağan sözcüğü size aykırı mı geliyor?
Fakat bu bir gerçek.
Eğer ölüm kaçınılmaz olmasaydı, insan bütün yaşamını ondan uzak durmaya adayacaktı. Hiçbir tehlikeyi göze almayacak, hiçbir girişimde bulunmayacak, hiçbir işe el atmayacak, yeni bir şey bulmayacak, yeni bir şey yapmayacaktı. Yaşam sürekli bir uyuşukluk olacaktı.

Tanrı’ya bize ölümü armağan ettiği için şükredelim, çünkü yaşam ölümle anlam kazanıyor.”

Léon l'Africain

Can Dündar – Benim Gençliğim (Sadeliğin Zaferi)

•Nisan 26, 2009 • Yorum yapın

“İçeri girerken bütün o güzelim, karmaşık fikirlerinizi çöpe atın ve yerlerine hiç de etkileyici gözükmeyen en basit çözümlerinizi koyun. Bunu ısrarla yeniden deneyin.
Sonuçta vardığınız nokta o kadar basit olsun ki, görenler sizin nasıl bir yol katederek o sadeliğe ulaştığınızı asla öğrenemeden, “bunu herkes yapabilir” desinler.”

Can Dündar - Benim Gençliğim

Gustav Janouch – Kafka ile Söyleşiler

•Nisan 20, 2009 • Yorum yapın

“Oyuncu teyetral davranmak zorundadır. Oyuncuların duygu ve sözleri seyircilerin duygu ve sözlerinden daha görkemli olmalı ki, seyirciler üzerinde gereken etki sağlanabilsin.

Tiyatronun yaşamı etkilemesi isteniyorsa, günlük yaşamdan daha güçlü ve daha yoğun olması kaçınılmazdır.
Belli bir hedefe isabet kaydedebilmek için, onun üstündeki bir noktaya ateş edilmesi gerekir.”


“Zenginlik düpedüz görece bir şeydir, doyum sağlamaz insana. Doğrusu yalnızca özel bir durumdur. İnsanı sahip olduğu nesnelere bağımlı kılar ve boyuna yeni kazançlarla, yeni bağımlılıklarla bunların elden çıkıp gitmelerini önlemek zorunda bırakır.”


“Zenginlik, maddeye dönüşmüş bir güvensizliktir sadece.”

Kafka ile Söyleşiler

“23 NİSAN’DA BU BLOG BENİM”

•Nisan 20, 2009 • Yorum yapın

"23 NİSAN'DA BU BLOG BENİM"

Bu yıl ilk defa uygulanan bir sosyal sorumluluk kampanyasıyla blog yazarları 23 Nisan’da bir günlüğüne hem o günün anlam ve önemini yaşatmak, hem de çocuklara yazma ve paylaşma sevgisini aşılamak için bloglarını çocuklara bırakıyorlar.

Şimdiden onlarca blogda bu kampanyayla ilgili bannerları ve haberleri bulmak mümkün. Yazarak değil çizerek hatta okuma yazma çağına gelmeyen çocuklar video çekerek bu projede yer alabiliyorlar. Sadece ülkemizde değil yabancı blog yazarlarına da Dünya’da çocuklara armağan edilmiş tek bayram olan 23 Nisan’da aynı etkinliğe katılmaları için çağrıda bulunuluyor.

23 Nisan’da çocuklar “23 NİSAN’DA BU BLOG BENİM” kampanyası dahilinde istedikleri her konuda yazıp çizerek o gün o bloğun sahibi olabilecekler. http://www.23nisanblog.com üzerinden projeye katılan tüm blog sitelerini takip etmek ve projeye dahil olmak mümkün.

Altı Çizili Cümleler

•Nisan 19, 2009 • Yorum yapın

Altı Çizili Cümleler

Elimize kitapla birlikte bir de kalem alırız bazılarımız, çünkü düşünürüz ki; birazdan sayfaların birinde, öyle bir cümle çıkacak ki karşımıza, bizzat bize ya da insanlara, ya da hayata dair çok samimi bir şey fısıldayacak.
İşte sırf o fısıltıyı unutmayalım, istediğimiz zaman tekrar duyalım ve paylaşalım düşüncesiyle çizeriz altını o cümlelerin ama kurşun kalemle. Zaten utana sıkıla çizik attığımızdan kitaba, en azından böyle hafiflettiğimizi düşünürüz kitabın acısını…
Nice defterlerimiz olur sonra, altı çizili bu cümleleri barındıran, bitirilen her kitabın ardından, altı çizili cümleler tekrar okunarak geçiriverilir bu defterlere güzel güzel yazarak…
Bu da böyle bir günümüz defteri olsun, yazan yazsın, okuyan okusun, altı çizili ne kadar cümle varsa…

Latife Tekin

•Nisan 19, 2009 • Yorum yapın

“Sürekli özlemini çektiğim bir şey var, çocukluğumdaki gibi tam bir masumiyetle, her şeyin içinde kendimi unutarak yaşamak isterdim. Bir kırılma oldu işte büyüme yıllarımda,  gücün yarattığı sarsıntı esnasında.

Sözcüklerin gürültüsü bir çatlaktan içime dolmaya başladı. Yazıyı bu gürültüyü dindirmenin bir aracı olarak keşfettim sonradan…

Parçalanmaktan kurtulmam bu keşif sayesinde…

Dağılıp gidecek gibiydim, yazdıkça o korku benden uzaklaştı.

Bir an önce sükunete, iç bütünlüğüne kavuşmak…”

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.